Jump menu

Main content |  back to top

Basın Bültenleri

9 bin yıllık Çatalhöyük tarihi çocuklarla canlandı...

Çatalhöyük kazılarına 11 yıldır destek veren Shell, kazı çalışmaları kapsamında oluşturduğu dünyanın çocuklara yönelik ilk “Arkeoloji Yaz Atölyesi”nde, ilköğretim öğrencilerini bir ay süreyle ağırlayarak, onları Çatalhöyük’ün 9 bin yıllık tarihinde düşsel bir yolculuğa çıkardı.

Dünyanın en eski kentsel yerleşim alanlarından biri olan Çatalhöyük’te atölye etkinliğine katılan miniklerin resim ve kompozisyonlarla dile getirdikleri izlenim ve düşleri ise “Çatalhöyük Güncesi” isimli kitaba dönüştü.


1960’lardan bu yana arkeologların çalışma alanı olan Çatalhöyük’ü bu kez çocuklar keşfetti. Türkiye’nin dört bir yanındaki bini aşkın ilköğretim öğrencisi, Shell’in sponsorluğunda gerçekleştirilen Arkeoloji Yaz Atölyesi’nde Çatalhöyük’ün 9 bin yıllık tarihinde masalsı bir yolculuğa çıkarken aynı zamanda bu yolculuğun unutulmaz anlarını tuttukları günlüklerle belgeledi.


Arkeolog Gülay Sert yönetiminde, Konya’nın Çumra ilçesine bağlı Küçükköy’deki Çatalhöyük kazı alanında gerçekleştirilen “Arkeoloji Yaz Atölyesi” boyunca Çatalhöyük’ün 9 bin yıllık tarihine uzanarak, eski çağlardaki yaşam ritülleriyle günümüz arasında bağ kurmaya çalışan çocuklar, atölye çalışması boyunca hissettiklerini günlüklerine aktardı. Çocukların kazı alanındaki izlenimleri, geçmiş ve bugüne dair düşleri “Çatalhöyük Güncesi” isimli kitapta biraraya getirildi.


Dünyanın en eski kentsel yerleşim birimlerinden biri olarak kabul edilen Çatalhöyük’ün çocukların gözünden anlatıldığı kitapta, öğrencilerin atölye çalışmalarında yaşadıkları duygular ve taze belleklerinde kalan izler, kendi elleri ile hazırladıkları resim ve kompozisyonlar yer alıyor.


Çocuklar “kültürel emanetlerin koruyucusu” oldu


Arkeoloji Yaz Atölyesi’ne katılan öğrenciler, atölyede kurulan barkovizyon gösterisiyle 9 bin yıl öncesinin yaşam biçimi ve inançları hakkında bilgi alarak, kendileri için hazırlanmış özel kazı alanında gerçek kazı araçlarıyla çalıştı. Bu çalışmanın sonunda ‘Kültürel Emanetlerin Koruyucusu” sertifikalarını alan çocuklar hem bilgiye hem de eğlenceye doyarak Çatalhöyük’ten unutulmaz anılarla ayrıldılar.


Shell Türkiye Genel Müdürü Canan Ediboğlu bu konuda şu bilgileri verdi: “Amacımız yeni kuşaklara ülkemizdeki tüm kültür varlıklarına karşı duyarlılık ve sahiplendirme duygusunu aşılamak. Öğrenciler kilden yaptıkları Çatalhöyük figürleri, duvar resimleri ve kabartmalarının benzerleri, kilden yerleşme maketi, kumaş üzerine ahşap baskı ve Çatalhöyük mühürleri uygulamaları ile 9 bin öncesine uzanarak tarihi yeniden canlandırdılar. Bu güzel çalışma için arkeolog Gülay Sert’e teşekkür ediyoruz.”


Çocukların dilinden Çatalhöyük…

“Çatalhöyük Güncesi”ndeki öyküler çocukların yaratıcılığı ve hayal gücünün sınırsızlığını bir kez daha ortaya koyuyor. Çocuklar, bu farklı ve öğretici deneyimi “Çatalhöyük Güncesi”nde şöyle anlatıyor:


“Çatalhöyük insanları çok sabırlıymış”
“…Çatalhöyük insanlarının nasıl yaşadığını öğrendiğimde çok şaşırdım. Gerçekten çok sabırlı insanlarmış. Çok akıllı oldukları her yönden belli oluyor. Belki de şimdiki insanların düşünemedikleri şeyleri düşünüp uygulamışlar. Bunlar beni çok şaşırttı…” (Tuğba Bekar, İhsan Çetinkaya İlköğretim Okulu)


“Anadolu leoparı karşımdaydı”
“Sabah uyandım. Elimi yüzümü yıkamaya dereye gittim. Tam elimi yüzümü yıkayacaktım yabani bir hayvan gördüm kaçtım. Babamı çağırdım. Babam yabani hayvanı avladı. Ben elimi yüzümü yıkadım. Kahvaltımı yaptım ve kahvaltıda babamın avladığı hayvanı yedik. Ben bulaşıkları yıkadım. Sonra keçileri güttüm. Sonra Anadolu leoparı çıktı ve ben koşmaya başladım. Anadolu leeoparı keçilerimizin birini yedi ve ben çok üzüldüm. Çünkü benim en çok sevdiğim keçimi yedi...” (Fatma Ceylan, Mustafa Onbaşı İlköğretim Okulu öğrencisi)


“Bacadan bir merdiven uzattık”
“Bir gün Çatalhöyük’te yaşıyordum. Eski zamanlardaki gibiydi o gün. Eski zamanlarda olduğu için teknoloji çok gelişmemişti. Ama yine de hayat devam ediyordu. Evler yan yana çok bitişikti. Galiba insanlar dışarıdaki hayvanlardan çok korktukları için dışarıya çıkamıyorlardı ve kapıları da yoktu zaten. Nereden çıkıyorduk diye merak mı ediyorsunuz? Etmeyin çünkü biz insanlar bacadan bir merdiven uzatarak çıkıyorduk…” (Cansu Aşık, Çetinkaya İlköğretim Okulu öğrencisi)