Jump menu

Main content |  back to top

BASIN BÜLTENİ

ENERJİ TERCİHLERİMİZİ BELİRLEMEZSEK DALGALANMALAR VE BELİRSİZLİK KAPIMIZI ÇALABİLİR

Rapor ve analizleriyle enerjinin geleceğine ışık tutan Shell’den yeni bir küresel değerlendirme

Hazırladığı bilimsel raporlar ve analizlerle önümüzdeki 40 yılda enerji sisteminin köklü değişikliklere ve belirsizliklere sahne olabileceği öngörüsünde bulunan Royal Dutch Shell, küresel çağrılarına bir yenisini daha ekledi. Shell, “Enerjiyi nasıl kullanacağımıza ilişkin tercihlerimizde akılcı davranmanın zamanı çoktan geldi. Adım atmayı geciktirdikçe daha büyük dalgalanmalar ve belirsizliklerle karşılaşma riskimiz artıyor” uyarısında bulundu.

Dünya enerji devi Royal Dutch Shell, enerjinin geleceğine ilişkin analiz ve öngörüleri çerçevesinde yeni uyarılarda bulundu. Yapılan açıklamada, Japonya’daki elektrik kesintileri ve Ortadoğu’daki siyasi krizler gibi gelişmelerin, enerjideki belirsizlikleri daha önemli kıldığını belirtilerek, “Enerji konusundaki seçimlerimizde ve enerjiyi nasıl kullanacağımıza ilişkin tercihlerimizde daha akılcı davranmanın zamanı çoktan geldi.

Adım atmayı geciktirdikçe daha büyük dalgalanmalar ve belirsizliklerle karşılaşma riskimizin arttığını, yaşadığımız son gelişmeler de kanıtlamaktadır. Bugünün manşetlerine takılıp kalmamalı, enerji geleceğimizi şekillendirmek için gerekli önlemleri şimdiden almalıyız” çağrısında bulundu.

Açıklamayı değerlendiren Shell Türkiye Ülke Başkanı Ahmet Erdem, Royal Dutch Shell’in, enerji sorununu tüm dünyanın geleceğini belirleyen bir unsur olarak gördüğünü ve bu anlayışla ileri görüşlü değerlendirmelerde bulunduğunu belirterek, “Yeni enerji kaynakları oluşturmak, mevcut kaynakları akılcı kullanmak, çevreye zararı minimuma indirmek, sadece karar vericilerin değil, şirketlerin, vatandaşların, kısacası toplumun tüm kesimlerinin sorumluluk alanına giriyor.

Her saniyede 5 yeni bebek doğuyor, 2050 yılında dünya nüfusu 9 milyara ulaşacak. Bu, gezegenimizin coğrafyasına yeni bir Çin ve bir Hindistan’ın daha katılması, bütün bu insanların yiyecek, su, enerji gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması gerektiği anlamına geliyor”.

Önümüzdeki on yılda Türkiye’nin enerji tüketiminin ekonomik büyüme paralelinde iki katına çıkacağına değinen Erdem, Türkiye’nin yerel petrol ve gaz üretiminin, mevcut talebin sadece yüzde 7 ve yüzde 2'sini karşılaması nedeniyle kendi kaynaklarından daha fazla yararlanması gerektiğinin, bunun için de arama ve üretimle ilgili ortamın son derece önemli olduğunun altını çizdi.

Gelecekte enerji ihtiyacı üçe katlanabilir:

Shell’in tespit ve önerileri şunlar:

  • Eğer enerjiyi bugün kullandığımız gibi kullanmaya devam edersek, global enerji ihtiyacının bu yüzyılın ilk yarısında üçe katlanması işten bile değil. Shell senaryolarında görev alan planlamacılar yüzyılın ortasına gelindiğinde global enerji talebi ile arzı arasında büyük bir açıkla karşılaşabileceğimizi öngörüyorlar. Söz konusu açık, 2000 yılındaki global enerji sektörünün boyutları kadar büyük olabilecek. Bu açık, ancak enerji üretiminde olağanüstü bir artış ve enerji kullanımında çok büyük bir düşüş, ya da her ikisinin birden gerçekleştirilebilmesi durumunda kapanabilecek. Ancak bunun nasıl başarılabileceği hâlâ karanlıkta kalan bir konu ve bu durum bizi bir “belirsizlik alanı” ile karşı karşıya bırakıyor.  
  • Enerji geleceğimizi bir fırsatlar alanına dönüştürmek için yapılacak çok iş var. Bunlardan en önemli iki tanesi, enerji seçiminde daha akıllı olmak ve enerji kullanımında daha  akıllı davranmak. Başlangıç noktası olarak evlerimizi aydınlatmak, ısıtmak ya da soğutmak, sanayimize enerji sağlamak için ne türden bir yakıt seçeceğimizi belirlemeliyiz. Bu alandaki enerji ihtiyacının önümüzdeki 20 yıl içinde yüzde 75 artacağı hesaplanıyor.  
  • Rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kullanım oranlarını yükseltmek önemli bir katkıda bulunacaktır. Ancak, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Kurulu’nun son raporuna göre, hızla gelişeceğini varsaysak bile, 2050 yılına gelindiğinde yenilenebilir enerjinin dünya enerji arzına yapacağı katkı ancak yüzde 30 düzeyinde olacak.
  • Elektrik üretiminde doğalgaza dönüşüm de önemli bir fark yaratacak. Doğal gazla çalışan santrallerin CO2 üretimi, kömürle çalışan santrallerden %50-%70 arasında daha düşük gerçekleşiyor.  Doğal gazlı elektrik santralleri, bunun yanı sıra, daha az maliyetle ve daha hızlı inşa edilebiliyor. Devreden çıkarılıp yeniden devreye alınması daha dolay olduğundan bu santrallerin aralıklı kullanılan güneş ve rüzgar enerjisini tamamlama yeteneği de daha yüksek.     
  • Doğalgaz, ülkelerin bir yandan artan enerji ihtiyaçlarını karşılarken, bir yandan da karbondioksit emisyonlarının yönetiminde en hızlı ve en düşük maliyetli çözümü sunma özelliğine sahip.  Bugün birçok ülke bu alanlardaki enerji ihtiyacını karşılamada ağırlıklı olarak kömüre başvuruyor. Kömür şu an global elektrik üretiminin %40’nı sağlamakta. Bazı ülkelerde, örneğin Çin’de, kömürle çalışan santraller elektrik üretiminin %80’ini karşılıyor. 
  • Japonya’daki nükleer krizden sonra başka ülkeler de emniyet kaygısı ve enerji güvenirliğini yükseltmek amacıyla kömüre başvuracak gibi görünüyor. Ne var ki, kömür kullanımı çevre üzerinde olumsuz etkilere yol açıyor. Bugün kömürün elektrik üretimi kaynaklı CO2 emisyonlarındaki payı, ABD’de %80, Avrupa’da ve Hindistan’da %70 düzeyinde.  
  • Kısacası doğal gaz, ülkelerin bir yandan artan enerji ihtiyaçlarını karşılarken, bir yandan da CO2 emisyonlarının yönetiminde en hızlı ve en düşük maliyetli çözümü sunma özelliğine sahip.  
  • Dünya aynı zamanda enerjinin daha akıllıca kullanım yollarını geliştirmek zorunda. Bunun için, 2050’ye gelindiğinde dünya nüfusunun dörtte üçünün yaşayacağı, yani bugünki kentsel nüfusun iki katına ulaşacak olan şehirlerden başlamamız gerekiyor.
  • BM Habitat grubunun verilerine göre dünyanın hızla büyüyen kentsel nüfusunu barındırmak için önümüzdeki 30 yıl içinde her hafta bir milyon nüfuslu yeni bir kent kurulması gerekiyor.
    Karbondioksit emisyonlarının yüzde 80’inin kentlerden kaynaklandığı dikkate alındığında, yeni eklenecek bu kentlerin nasıl planlanacağı ve tasarımlarının nasıl yapılacağı çok büyük fark yaratacak.

Kompakt kentler daha verimli:

  • Daha küçük, nüfus yoğunluğu daha yüksek, daha kompakt olan kentler enerjiyi daha verimli kullanma eğiliminde. Toplu taşımacılık, atık ve su yönetim sistemlerinin entegrasyonunun daha etkin bir şekilde planlaması enerji verimliliğini artırabilir, karbondioksit emisyonlarını azaltabilir. 
  • Shell’in yaptığı ve 20 gelişmiş ekonomiyi kapsayan yeni bir araştırma, Amerikalı sürücülerin Avrupalılara kıyasla iki kat daha uzun mesafeler kat ettiklerini ve üç kat fazla enerji tükettiklerini ortaya koydu.  Bu durum ABD’de kentlerin çoğunun geniş alana yayılmış olması ve akaryakıt fiyatlarının bu ülkede görece daha düşük olması ile açıklanabilir. Bunun sonucunda tüketiciler enerji tasarrufu davranışlarını benimsemeye daha az eğilim gösteriyorlar. 
  • Aynı şekilde, enerjiye yüksek oranlı sübvansiyon sağlayan hükümetler de, tüketcileri normalden fazla enerji sarf etmeye teşvik etmiş oluyorlar. Yeni bir araştırmanın sonuçları, akaryakıt sübvansiyonunda yapılacak 300 milyar dolarlık bir indirimin Japonya ve Kore’nin enerji ihtiyacını karşılayacağını, kalan kısımın Yeni Zelanda’ya da yeteceğini ortaya koyuyor.